2001 yılında Eskişehir’de kurulan, İstanbullu rock müzik grubu “Ayyuka” alternatif müziğe yeni bir soluk getirmeye devam ediyor. Müzikleriyle geniş bir kitleye hitap etmeyi başaran Ayyuka grubu hakkında merak edilenleri grubun gitaristi Ahmet Kul ile konuştuk…

Grubunuzun dikkat çekici bir ismi var. “Ayyuka” ismini neden seçtiniz?

Bartu Küçükçağlayan’ın tavsiyesiydi. Duyar duymaz sevdik biz de.

2001 yılında Eskişehir’de kuruldu bir yıl sonrada Baatle of the Bands’02 “4. Amatör Müzik Grupları Yarışması” nda üçüncülük koltuğuna oturdunuz. Bu sizin müzik piyasasına hızlı bir giriş yaptığınız anlamına mı geliyor?

Battle of the Bands’e girmemiz biraz hızlı oldu, grubu kurmamızdan bir yıl sonra bu yarışmaya katıldık ama bunun için müzik piyasasına hızlı bir giriş diyemeyiz, çünkü ilk albümümüzü ancak 2007’de yapabildik. Yine de bu yarışma, grubun adının ilk kez duyulması açısından önemliydi ve bizim için de iyi bir deneyim oldu.

“Bir işiniz varsa ve bunun yanında müzik yapmaya çalışıyorsanız, bunun karşılığı ekstra efor oluyor”

16 yıldır Ayyuka adına müzikle iç içesiniz, bu 16 yıl sizlere neler kattı. Ayyuka’dan önce hayatımızda şu yoktu ama Ayyuka’dan sonra şu oldu dediğiniz şeyler var mı?

Uzun yol tecrübem arttı. Eskişehir’de yaşıyorum ve diğerleri İstanbul’da. Yolun her metresini ezberledim bu süreçte. Bir işiniz varsa ve bunun yanında müzik yapmaya çalışıyorsanız, bunun karşılığı ekstra efor oluyor. Tabi stüdyoya ulaşıp gitarı, özlemiş olduğum amfime bağlayıp çalmaya başladığım an köprü trafiği çilesi falan kaybolup gidiyor.

Grubun kuruluşu nasıl oldu? Grubunuzdaki diğer müzisyenlerle nasıl bir araya geldiniz?

Altan, Özgür ve ben çocukluk arkadaşıyız. O dönemde Altan Eskişehir’de öğrenciydi. Ben de yüksek lisans için geldim. Sonra Özgür geldi. Alican’la tanıştık ve ev çalmalarıyla geçen bir dönemin sonunda, Anadolu Üniversitesi Müzik Kulübü stüdyosunda çalışmaya başladık. Sonra yavaş yavaş küçük sahnelerde çalmaya başladık.

“Uykusuzluk, yorgunluk istediğin şeyi yapmanın verdiği keyfin yanında önemsiz kalıyor”

Şu anda Anadolu Üniversitesi’nde okutman olarak görev yapıyorsunuz, öğrencilerinizin müziklerinizi dinlediklerini gördükçe kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Öğrencilerin müziğimizle ilgili yorumlarına çok değer veriyorum. Hatta birkaç kere yeni parçaları ilk olarak öğrencilerime dinlettiğim ve yorum aldığım olmuştu.

Öğretmenlik ve müzisyenlik arasındaki ilişkiyi nasıl götürüyorsunuz. Kulağa ilginç geliyor. Size de bu konuyla ilgili ilginç yorumlar geliyor mu?

Aslında ikisi arasında birçok benzerlik olduğunu düşünüyorum. Halen Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde İngilizce dersleri veriyorum ve işimi keyifle yapıyorum. Tabi ki bu durum insanlara ilginç geliyor, “Nasıl yürütüyorsun?” diye soruyorlar. Biraz uykusuzluk, yorgunluk vs., istediğin şeyi yapmanın verdiği keyfin yanında önemsiz kalıyor.

“Hayat şartları bizi İstanbul grubu yaptı”

Türkiye’de rock müziği hangi aşamada görüyorsunuz? Sizce rock müziğine gereken değer veriliyor mu?

Türkiye’de rock müziğin altın çağı 60’lar ve 70’lerdi. Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Edip Akbayram, Selda Bağcan gibi sayısız müzisyen ve grup bu dönemde ortaya çıktı. Günümüzde müzik üretimi tabi ki bu seviyede değil. Yine de müzik üretim ve paylaşım sürecinde yaşanan değişim sonucunda her gün yeni grupların ortaya çıktığını görüyoruz ve bu gruplar kendilerine dinleyici bulabiliyor.

Eskişehir’de kuruldunuz ama İstanbullu rock müzik grubu olarak biliniyorsunuz? Peki neden İstanbul?

Aslında Altan, Özgür ve Alican işleri nedeniyle İstanbul’a gitmek zorunda kaldılar. Hayat şartları bizi İstanbul grubu yaptı.

Konsere gelenlerin büyük bir kısmı müziğe çok önem veriyor

İlk kurulduğunuzda belirli bir hedefiniz vardır illaki o hedefe ulaştınız mı? Yoksa hedefinize ulaşmak için daha gideceğiniz yol var mı?

Açıkçası, yoktu. Sadece birlikte müzik yapmak istedik, 2001’den beri de elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Hedefimiz yolda olmak.

Dinleyici kitlenizden memnun musunuz? Yaptığınız başarılı müziğin gerçekten hakkını verdiklerini düşünüyor musunuz?

Kendi adıma oldukça memnun olduğumu söyleyebilirim. İnsanlar konserlerimize geliyor, genellikle Peyote gibi daha küçük ve samimi yerlerde sahne aldığımız için seyirciyle iletişim yüksek oluyor ve seyirciden gelen yorumlar ya da eleştirilerin derinliği, konserlere gelenlerin büyük kısmının müziğe çok önem verdiğini gösteriyor.

Röportaj: Büşra GÜLEN

Daha Fazla Haber Yükle
Daha Fazla Yükle EskişehirMedya
Daha Fazla Yükle Röportaj

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Alzheimer’ı 20 sene önceden bilmek mümkün!

  Acıbadem Eskişehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Demet Özbabalık Adapınar, &#…